Ana içeriğe atla

Nasıl Ölçülür

İnsani Gelişme Nasıl Ölçülür

‘Sayılar, dünyayı yerinden oynatabilir.’
                                            Szekely, 2006

1990 yılına kadar ülkeler için kalkınmanın tek ölçütü, ekonomik büyüme oranı ve gayrisafi milli hasıla düzeyiydi. 1960’lı yıllardan itibaren, başta Uluslararası Çalışma Örgütü olmak üzere bazı uluslararası kalkınma kuruluşları ve bağımsız ekonomistler, bu kritere karşı çıkmaya başlamıştı. Bu çevrelere göre, klasik Ekonomik Büyüme teorileri ya da sonrasında geliştirilen Temel İhtiyaçlar yaklaşımı gibi yaklaşımlar, gelişmekte olan ülkelerdeki eşitsizlikleri ortaya koyamıyordu, ülkelerin gerçekten kalkınıp kalkınmadığını yeteri derecede gösteremiyordu.

1990 yılında, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP’nin yayınladığı ilk Küresel İnsani Gelişme Raporu’nda, yeni bir kalkınma ölçütü ortaya kondu. O yıldan günümüze kadar da, bu yeni ölçüt, İnsani Gelişme Endeksi, her yıl UNDP tarafından tüm dünyadan verilerin toplanıp hazırlanmasıyla yayımlanıyor.

İnsani Gelişme Endeksi (İGE), özet bir insani gelişme ölçütü. İnsani Gelişmenin üç temel boyutundaki ortalama ilerlemeleri baz alarak hesaplanıyor:

Ortalama yaşam beklentisi, uzun ve sağlıklı yaşamın göstergesi sayılıyor.
Okur-yazarlık oranı (eğitim endeksindeki ağırlığı üçte iki) ve okullaşma oranının (eğitim endeksindeki oranı üçte bir) ortalaması, bilginin göstergesi kabul ediliyor.
Düzgün bir yaşam standardının göstergesi olarak da kişi başına düşen milli gelir sayılıyor.

İnsani Gelişme Endeksi Nasıl Oluşturuluyor?






HDI

İnsani Gelişme Endeksi (İGE)

 İGE oluşturulmadan önce, tüm bu boyutlarda ayrı ayrı endeksler oluşturuluyor. Her bir boyut için maksimum ve minimum değerler belirleniyor.




Ülkenin her bir boyuttaki performansına, aşağıdaki formül kullanılarak, 0 ila 1 arasında bir değer veriliyor:






Bundan sonra, İnsani Gelişme Endeksi, bu boyut endekslerinin doğrudan ortalaması alınarak hesaplanıyor.

 İGE hesaplamasında kullanılan minimum ve maksimum değerler:

Gösterge                                                   Maksimum değer     Minimum değer

Doğumda yaşam beklentisi (yıl)                 85                                           25

Okur yazarlık oranı (%)                                  100                                         0

Okullaşma oranı (%)                                       100                                         0

Kişi başına düşen milli gelir                      40.000                                    100                 (Satınalma Gücü Paritesi-Amerikan Doları)

İGE’nin, bir ülkenin göreceli olarak ne kadar ‘yoksun’ olduğunu ölçtüğü de söylenebilir. Bir ülkenin değeri, 1’e ne kadar yakınsa, endekse dahil edilen verilerde o kadar ilerlemiş yani insani gelişme düzeyi yüksek bir ülke olduğu anlamına geliyor. Örneğin bir ülkenin endeksteki değeri 0,770 ise, endeksi oluşturan verilerin maksimum değerinden %23 oranında uzaktır. Yani ülke, söz konusu alanlarda elde edebileceği başarının ortalama %77’sini elde edebilmiştir.

Görüldüğü gibi, her ülke için ayrı ayrı, doğumda yaşam beklentisi, okur-yazarlık oranı, okullaşma oranı, kişi başına düşen milli gelir verileri toplanıyor. Dolayısıyla milli gelir, ölçütlerden sadece biri. Eğitim değerlerinin işin içine katılması önemli, zira, eğitim, insanların önünü açıcı, seçeneklerini arttırıcı bir fırsat olarak değerlendiriliyor. UNDP’nin hemen her raporunda da belirtildiği gibi, ülkelerin asıl zenginliğinin insanları olduğu düşünülüyor. Ekonomik kalkınmanın en önemli amacının ise, insanların ihtiyaç ve isteklerinin karşılanması olduğuna inanılıyor.

İGE, bir dizi değişkendeki gelişmeyi tek bir sayısal değere dönüştürerek, ülkeler arasındaki karşılaştırmayı basit/anlaşılır hale getiriyor.

İGE, ülkelerin ve bireylerin, kaynakların kullanımı ve harcamalar konusunda alternatifler arasından seçim yaptığı gerçeğinden yola çıkarak ve bu gerçeği hesaplamaya dahil edebilmek için geliştirilmiştir. Bu seçimler, kişi başına düşen milli gelir dışında, halka sunulan seçenekleri de belirliyor.

Örneğin, 1993 Küresel İnsani Gelişme Raporu’nun bulgularına göre, gelişmekte olan ülkelerde, milli gelirin dörtte biri hükümet tarafından harcanırken, bu harcamalarda insani gelişme alanları olarak görülebilecek –sağlık, eğitim, sosyal güvenlik gibi- alanlara yapılan yatırımların toplam kamu harcamalarının yüzde 10’undan daha azını oluşturduğu anlaşılmıştır. En büyük harcama, İnsani Gelişmeye katkısı -en iyi ihtimalle- tartışma yaratabilecek askeri alanlara yapılmıştır.

Bu seçim ya da gerekliliklerin etkisi, en azından kısmen, İnsani Gelişme Endeksi’ne yansıtılmaya çalışılmış, böylece bir ekonominin kalkınmış olup olmadığı sadece kişi başına düşen milli gelirine göre değil, daha kapsayıcı olduğu düşünülen verilere göre belirlenmeye çalışılmıştır.

UNDP, İnsani Gelişme Endeksi’nin yanı sıra, Cinsiyet Güçlendirme Endeksi, Çok-yönlü Yoksulluk Endeksi gibi endeksler de hazırlıyor.

İnsani Gelişme Endeksi’nin Sınırlılığı:

1990 yılında İnsani Gelişme Endeksi’ni geliştirenler, bir ülkenin ne derece gelişmiş olduğunu hesaplamanın ne kadar karmaşık bir iş olduğunun ve aslında gelişmenin endekse dahil edilebilecek daha birçok boyutu olduğunun farkındaydılar. 1990 yılındaki ilk Küresel İnsani Gelişme Raporu’nda, ‘insani gelişmenin, özgürlükler ve insan hakları olmadan, tam olmayacağı’ belirtilmiş ancak ‘hak ve özgürlüklerin varlığını nicel sayılara dökmenin kolay olmadığı’ vurgulanmıştı. Gerçekten de, İnsani Gelişme Endeksi’nde Çin gibi ülkelerin, demokratik ülkelerle yakın yere sahip olması, bir eksiklik olarak görülmesine rağmen, konunun hassasiyeti ve ülkelerin demokrasilerine söz ettirmeme tutumları yüzünden endeksin bu yönde geliştirilmesi mümkün olmadı.

İGE’de eksik görülen bir diğer boyut da, kaynakların sömürülmesi ve çevresel bozulma. Ancak uzmanlar, bunun endekse dahil edilmesinin, insan haklarını dahil etmekten bile daha zor olduğunu belirtirken, yine de Neumayer gibi uzmanlar, endekse eklenmese bile, endeksin yanında her ülkenin kalkınmasının sürdürülebilir olup olmadığına dair bir not düşülmesi gerektiğini savunuyor. Zira Brezilya ve Endonezya gibi İGE’de yükselen ülkelerin, bunu, kısmen, doğal kaynaklarını gelire dönüştürebilmesine borçlu olduğu biliniyor. İlk bakışta, bu ülkelerin endeksteki hızlı yükselişi etkileyici gibi görünürken, endeks ne yazık ki bu ilerlemelerin sürdürülebilir olup olmadığını göstermiyor.

Küreselleşme, teknoloji ve göç de, insani gelişme üzerindeki olası etkileri yüzünden, ölçümlere dahil edilebilecek boyutlar arasında yer alıyor.

Dolayısıyla, İnsani Gelişme Endeksini ortaya çıkaranlar, hiçbir zaman bunun en iyi gösterge olduğunu savunmadılar. Sadece önceki ekonomik büyüme endekslerine göre daha kapsayıcı bir endeks olduğunu ama zamanla başka boyutların da endekse dahil edilerek geliştirilebileceğini belirttiler. Buradaki en büyük zorluk, belli bir boyuttaki karşılaştırılabilir verileri, tüm ülkelerden toplayabilmek.

Ölçüm neden önemli?

Politikaları oluşturanlar için bilgiye erişim hayati önem taşıyor. İnsanlar için değer taşıyan konularda en iyi politikaların seçilebilmesi için, doğru bilgi şart. Öncelikler, ancak bilgiler doğruysa, düzgün şekilde belirlenebilir.
Güvenilir araştırmalara, istatistiklere dolayısıyla kanıta dayalı politikalar üretmek önemli. Politikalar kanıta dayalı olmazsa, sınırlı kişisel gözlemlere, çıkarlara, yolsuzluklara, ideolojilere, keyfi seçimlere dayanmış demektir.
Göstergeler kullanılarak, hükümetin önüne spesifik hedefler konulabilir, belirli konularda ilerlemesi sağlanabilir, bu alanlardaki ilerlemelerden sorumlu tutulabilir.
Toplumlar, ölçüyle, sayıyla ifade edilen şeylere dikkat kesiliyor: ‘Sayamıyorsan, sayılmaz’
İnsani Gelişmenin Ölçülmesiyle ilgili diğer girişimler:

The Global Project
Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri
Ulusal ve Uluslararası Hane Halkı/Mutluluk Endeksleri
PİSA (OECD)


Kaynaklar:

1990 UNDP Global Human Development Report

2004 UNDP Global Human Development Report

2002, Alkire, Dimensions of Human Development, World Development, Vol 30

2010, Pribyla, Human Development Index, How to Cope With its Limitations, Global Politics Magazine

2005, Szekely, Numbers that Move the World, The Measure of Poverty in Mexico

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aile: Aşk ve Şiddet Yuvası

Aile, kadının yuvayı yapma becerisi, sevgisi, şefkati, anne olma özelliği, dünyada, özellikle de Türkiye’de, gerek siyasi gerek toplumsal açıdan en çok önem verilen, varlığından en çok gurur duyulan olgular arasında yer alıyor. Ancak yuvanın, kadının tek olmasa da, en çok baskı, şiddet gördüğü alanlardan biri olduğu da herkes tarafından bilinen bir gerçek.

Ailelerde, mutlaka aşk ve sevgi yaşanıyordur ama sadece kamu kuruluşlarına yansıyan milyonlarca vakaya bakıldığında, kadına yönelik fiziksel şiddet, eş/aile fertleri tarafından uygulanan cinsel şiddet, duygusal şiddet, ekonomik şiddet, eğitim almasını engelleme, çocuk yaşta evlenmeye zorlama ve insan onurunu zedeleyen daha sayısız şiddet ve baskı yönteminin de uygulandığı görülüyor.

Tkapaküm bunlar, kadınların, insan olmaktan doğan haklarını ihlal ederken, hayal ettikleri yaşamı yaşamalarını, değer verdikleri alanda yapabileceklerini yapmalarını da engelliyor. Kişisel, toplumsal ve ekonomik açıdan birçok kayıplara yol açan bu durumu…

Bu 8 Mart’ta Türkiye, Dünyanın En Büyük 18. Ekonomisi, Peki Ünzile Şimdi Kaç Koyun Ediyor?

Yıl 2016. Yeni bir 8 Mart. Yine bir Dünya Kadınlar Günü. Peki 30 yıl önce birkaç koyuna alınıp satıldığı için adına şarkılar yazılan Ünzile, bugün ne durumda? Zira son 30 yılda, Türkiye ve benzeri birçok gelişmekte olan ülke, ekonomilerini eşi benzeri görülmemiş bir hızla büyütüp, ‘gelişmiş ülkeler’ arasına girdi.

Endüstri Devrimi’nin beşiği İngiltere’nin kişi başına düşen milli gelirini ikiye katlaması 150 yılını almıştı; daha sonra sanayileşen Amerika Birleşik Devletleri’nin ise, tam 50 yılını… [1] Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkeler ise, sadece son yirmi yılda milli gelirlerini ikiye katladılar.

Asya ülkelerinin, son on yılda ekonomik büyüme hızı ortalama yüzde 8,4 iken, Afrika’nın güneyindeki, en az gelişme kaydedilen ülkelerde bile ekonomik büyüme ortalama yüzde 5,5’ti. Türkiye, her ne kadar bu ortalamayı tutturamasa da, ortalama yüzde 4,8’lik ekonomik büyümeyle, aynı dönemde yüzde 2,2’de kalan gelişmiş ülkeler ortalamasının çok üzerindeydi.[2]

1990 yılında dünya ekono…

Ekonomik Büyüme otomatik olarak İnsani Gelişmeyi sağlar mı?

Dünyada doğal olarak farklı kalkınma anlayışları var. Kimine göre kalkınma, ekonomik büyüme, kimine göre ekosistemin korunması, diğerlerine göre herkesin ücretsiz sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanabilmesi ya da kadın-erkek eşitliğinin sağlanması anlamına gelebiliyor.

Kamu politikaları da, her yönetimin anlayışına göre oluşturuluyor. Ne yapılacağını, politikayı yapanların değer yargıları belirliyor. Örneğin politikacıların, yoksulluğun, parasızlık olduğuna ya da temel ihtiyaçlardan yoksunluk olduğuna inanmaları, farklı farklı politikalar izlenmesine yol açıyor. Hatta, politikalara gelene kadar, bu farklı anlayışlar, araştırmaların da o anlayış doğrultusunda yapılmasına, verilerin o anlayış doğrultusunda toplanmasına sebep olabiliyor. Kısacası vizyon, özellikle politika yapıcılar düzeyinde büyük önem taşıyor.

Üstelik her politika, bir sorunun farklı yönünü göz ardı etmemiz anlamına gelebiliyor. Örneğin bir ülkede rüzgar enerjisinden mi yararlanmalı yoksa nükleer enerjiden mi? Yat…